Hoşgörü İle İlgili Güzel Sözler

Hoşgörü İle İlgili Güzel Sözler Sevdiğinin kusurlarını hoş görmeyen,sevmiyor demektir. Goethe

Hoşgörü, en iyi dindir. Victor Hugo
“Hoşgörülü ol ki sana da öyle davranılsın.” Hz.Muhammed (Sav)

Hoşgörü, uygarlığın biricik sınavıdır. Arthur Helps

Hoşgörü, yapılan her şeyin kolayca kabul edilip onaylanması değildir.

Affetmek,geçmişi değiştirmez ama,geleceğin önünü açar.Paule Boese

Hoşgörü, başkalarının görüşlerini anlama yeteneği ve acı bir duygu beslemeden, anlayışlı bir tartışma arzusudur. Macintosh

Hoşgörüsüzlük, insanın kendi davasına inanmasının bir kanıtıdır. Gandhi

İnsanlığın kurtuluşunu sağlayacak en büyük erdem toleranstır. H.Wilhelm Van Loon

Meyvesi çamura düşüyor diye, ağaca mı lanet edilir? Hölderlin

Toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür. Dale Carnegie

Bu çağın gereği ortak bir din değil, çeşitli dinlere bağlı insanlar arasındaki karşılıklı hoşgörü ve saygıdır. Gandhi

Gülümsemek,iki insan arasındaki en kısa mesafedir.Victor Borqe

Hayattan hoşnut olun,çünkü size sevmek,çalışmak,oynamak ve yıldızlara bakma şansı veriyor.Henry Dyke

Başkalarının iyiliği için uğraşan bir kişi,kendi iyiliğini de garanti altına almıştır.Confucius

İki şeyi unut;yaptığın iyiliği ve gördüğün kötülüğü. Lokman hekim

Hz. Mevlananın hoşgörü ile ilgili en güzel sözleri
Gel, gel, ne olursan ol yine gel İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel”

“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol”

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok”

“Her gün bir yerden bir yere göçmek ne iyi Her gün bir yere konmak ne güzel Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir”

Hz. Mevlananın hoşgörü ile ilgili sözleri hoşgörü hakkında sözleri İnsan Hoşgörüsü ile ilgili sözler

Hoşgörü olayında en tanındık isimlerin başında geliyor Hazreti Mevlana sevgili melekler, Ne olursan ol yine gel sözü en bilindik hoşgörü sözlerinin başında gelir. Peki daha başka hangi sözleri söylemiştir Mevlana hoşgörüyle alakalı diye soracak olursanız. O sözlerin tamamına ( yani belki daha fazla vardır ama ben bildiklerimi yazıyorum ) hep birlikte bir göz atalım isterseniz.

Gel, gel, ne olursan ol yine gel İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel”

“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol”

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok”

“Her gün bir yerden bir yere göçmek ne iyi Her gün bir yere konmak ne güzel Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir”

Yunus Emre Hoşgörü İle İlgili Sözleri

Yunus Emre her şeyden önce gönül insanıdır. Sevgi aşığıdır. Onun tek istediği sevgiye bağlı olan her şeydir. İnsanın ilk önce gönlüne önem verir. Bir gönül yıkmayı büyük günah sayar. Buda Yunus Emre’nin Hoşgörü ve insan ve aşk özellikle ilahi aşk üzerine verdiği önemdir.Yunus Emre bu Sevgiyi insanlara Hoşgörüyü yıllar önce dile getirmiş ve uygulamıştır. Çünkü “Yaratılanı sev yaratandan ötürü” diyerek bütün insanlığı Bütün yaratılmış olan her şeyi sevmemiz gerektiğini söylüyor. İnsanların kimlikleri ve milliyetleri önemli değildir, hatta ve hatta dinleri de önemli değildir Yunus Emre için.

Önemli olan yaratılmış olması ve onu da bir yaratanının bulunması yani Yüce Allah tarafından yaratılmış olmasıdır. İnsan değer verilmiş yaratılmıştır. İnsan ne kadar kötü olsa da ne kadar istemediğimiz düşmanımız olsa da Hakkın hatırı için Yaratanının hatırı için sevmek zorundayız, ve biz de bir yaratılmış olduğum z için sevilmek zorundayız. Zaten yine Yunus Emre “Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalamaz” diyerek insanın dünyada ki amacının ne olması gerektiğin açıklıyor.

Sevmek Yüce Allah tarafından bize verilmesi en büyük nimettir. Yüce Allah’ı sevmekle kalmayıp ona aşık olmamız gerektiğini de söylüyor. Zaten şiirlerinde ana tema bu yöndedir. Aşksız insanın odundan farkı olmayacağın da söylüyor

Yunus’un öğretisi, insanları dostluğa ve kardeşliğe, birbirlerini anlamaya, birbirlerine zulmetmemeye, hoşgörüye, barışa ve sükûna çağırır. Samuel Huntington’un medeniyetler çatışması tezinin ağırlık kazandığı ve onu haklı çıkaracak bir takım nişanelerin görüldüğü şu zamanda, bu çatışmalardan ve dumanlı havadan kaçıp kendimizi Yunus’un deryasına bıraktığımızda, insanoğlunun aslından uzaklaşıp ve aşağıların aşağısına düştüğünü, sevgiden ve şefkatten ne kadar uzaklaştığını farkediyoruz. Ama yine de ümitsizliğe kapılmıyor ve bu sevgi, hoşgörü ve barış fakirlerini Yunus’un iklimine davet ediyoruz. Düşmanını bile dost gözüyle gören ve düşmanlığı içindeki düşmanlık duygusuna karşı kullanmayı öğütleyen Yunus ne güzel demiştir;

Biz kimseye kin tutmayız ağyar dahi dosttur bize

Nerde ıssızlık var ise mahalle vü şardır bize

Adımız miskindir düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız kamu âlem birdir bize

İnsanları birbirine karşı emniyete, güvene ve asayişe, dürüstlüğe davet ederken, başkaları için tuzak kuran, fenalık ve kötülük düşünenleri uyarırken şöyle seslenir;

Zinhâr gönül evinde tutma yaman endişe

Berikiyçün kuyu kazan âkıbet kendi düşe

İnsanoğlunu, şerre ve fenalığa sevkeden nefis ve şeytanı, en kuvvetli düşman olarak bilen Yunus, şayet kavga edilecekse düşman olarak nefsin yeterli olduğunu ifade ederken;

Hakikate bakar isen nefsin sana düşman yeter

Var imdi git nefsin ile vuruş savaş tokuş yürü

Yunus, kendi mektebinin düsturlarını şiirlerinde tavsif ederken kaba-saba, insanlıktan nasibini almamış, ahlâk ve terbiyeden uzak kimselerin, kabalıkları hatta onların tecavüzlerinin dahi karşısında, İsa peygamberin Kitab-ı Mukaddes’te “sana bir kimse sille vurursa öbür yüzünü çevir” öğüdünde olduğu gibi davranmayı ve buna hiç aldırmamayı tavsiye eder;

Dövene elsiz gerek sövene dilsiz gerek

Derviş gönülsüz gerek sen derviş olamazsın

Sevgi ve hoşgörüyü hayatına hayat yapan Yunus, bir gönül kazanmanın hacca gitmek kadar sevablı ve mühim olduğunu, gönül tahtında Allah’ın bulunduğunu ve bu makamın hiç bir surette incitilmemesi gerektiğini, kalp kırıp gönül yıkmanın Kabetullah’a zarar vermekle eşit, gönül yıkan kimsenin iki dünyadada bahtsız olacağını vurgularken şöyle seslenir;

Aksakallı bir koca bilemez hâli nice

Emek vermesin hacce bir gönül yıkar ise

Gönül Çalab’ın tahtı Çalab gönüle baktı

İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise

Yüz kez hacca vardın ise yüz kez kaza kıldın ise

Bir kez gönül yıktın ise gerektir çekesin âhı

Sorun bana aklı eren gönül mü yeğ Kâbe mi yeğ

Ben eydürem gönül yeğdir gönüldür hakkın durağı

Cennet maksadıyla yaşamını idame ettiren ve bu hedef için çaba sarfeden âdemoğluna, cennet sermayesinin bir gönlü tamir etmek ve bir kalp ele geçirmek olabileceğini nasihat eder. Bunu, diğer farz olan ibadetlerle aynı tutan Yunus, yetmiş iki milletin dahi elini yüzünü yıkadığını, suretin çok da mühim olmadığını siretin pak, niyetin halisliğinin önemini anlatırken, âşıklar, gerçek sevenler safına sadık bir insan olarak girmenin yolunun kalp çizgisinden ve gönül elde etmekten geçtiğini, hiç bir milleti birbirinden ayırmadan, onları yaratandan dolayı, teh-i kalpten sevmenin vücubunu hatırlatır. İbadet ve taatin de, ancak gönüllere karşı şefkatli ve mihribanca davranmanın neticesinde anlam kazanacağını, bütün insanlığa bir gözle bakmanın ırk, din, renk, milliyet mefhumlarının öne çıkarılmaması gerektiğine inanan bu arif, böyle düşünmeyen kimselerin hakikate karşı durduklarını söyler;

Yunus ferâizdir tutgıl gönüller evini yapgıl

Hakk bulmayı diler isen gönüllerde kur tuzağı

Uçmak uçmak dediğin girmeyi dilediğin

Uçmağın sermayesi bir gönül etmek gerek

Yetmiş iki millete kurban ol âşık isen

Ta âşıklar safında tamam olasın sâdık

Bir kez gönül yıktın ise şol kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil

Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

Halka müderris ise hakikate âsidir

On üçüncü yüzyılın bu hakikat aşığı, insanın dünyaya geliş gayesinin sevgi, muhabbet, barış ve hoşgörmek olduğunu, hiç bir surette kavga ve gürültünün müşkilleri çözmede bir vesile olamayacağını, tanışıp kaynaşmayla meselelerin halledilebileceğini, dünyaya geliş maksadının insanlar arasında fasıl değil vasıl sağlamak olduğunu, fena ender fena olan dünyanın, bu kara kâsenin, süslenip delikanlılara genç görünmeye çalışan dul, ihtiyar kadının hiç kimseye vefa etmediğini ifade ederken, kısa ömürde en kazançlı ve bereketli ticaretin gönül ele geçirmek olacağını söyler;

Ben geldim sevgi için gönüller dost avı için

Ben gelmedim davâ için gönüller yapmaya geldim

Gelin biz tanışalım işi kolay kılalım

Sevelim sevilelim dünyada kimse kalmaz

Aşık olamayan adem benzer yemişsiz ağaca
Türlü türlü cefanın Adını aşk koymuşlar
Aşk aşıkı şir eder
Aslanı zencir eder
Katı taşı mum eder

Dervişlik baştadır tacda değildir
Kızdırmak addadır saçta değildir
İlim kendini bilmektir
Dağlar nice yüksek ise yol anın üstünden geçer
Dünyada dertsiz baş olmaz
Derd’olanın ahı dinmez
Cümleler doğrudur sen doğru isen
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen
Bu dünyaya gelen gider
Yürü fani dünya sana gelende gülmüş var mıdır

Eğer bir müminin kalbin kırarsan
Hak’ka eylediğin secde değildir
Aklı olan korkmak gerek
Nefs elinden hırs elinden
Nefstir seni yolda koyan
Yolda kalır nefse uyan
Sabır saadeti ebedi kalır
Sabır kimde ise o nasib alır
Eğer hor eğer hürmet
Kişiye sözden gelir
Zehr ile pişen aşı
Yemeğe kim gelir
Beni bende demen bende değilem
Bir ben vardır bende benden içeri
Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz

Ahlakın temeli merhamettir. – Arthur Schopenhauer

Hayvanlara karşı acımasız olan, iyi bir insan olamaz. – Arthur Schopenhauer

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez. (Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.) – Hz. Muhammed

Merhameti öldürün. -Friedrich Nietzsche

Güç elinde hertürlü öldürme imkanı varken bağışlayabilme becerisidir; gerçek güç merhamettir.Oscar Schindler

————————–
Karşımızdakinin yalnızca kendi budalalığımız, kusurumuz ve kötülüğümüz olduğunu akıldan çıkarmayarak her insan budalalığına, kusuruna ve kötülüğüne hoşgörülü bir şekilde yaklaşmalıyız. – Arthur Schopenhauer

Sadece yasalar ifade özgürlüğünü garanti edemez. Herkesin kendi düşüncesini, cezalandırma olmaksızın açıklayabilmesi için toplumda hoşgörü mevcut olmalıdır. – Albert Einstein

Hoşgörü ya hepimiz için iyidir, ya da hiçbirimiz için iyi değildir. – Edmund Burke

Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir. – Mustafa Kemal Atatürk

Hoşgörü nedir? Hoşgörü insanlığın bir parçasıdır. Hepimizin hataları ve eksikleri var; gelin karşılıklı olarak birbirimizin hata ve eksiklerini bağışlayalım, çünkü, hoşgörü doğanın ilk yasasıdır. – Voltaire

Hiçbir hoşgörü iradi olamaz. Hoşgörüyü çıkaran zorunluluk oluyor. Hiçbir zaman tam hoşgörü olamaz; hoşgörü ile katılık, bir elmanın iki yarısına benziyor. – Yalçın Küçük
————————
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. – Mevlana Celaleddin-i Rumi

Hoşgörü, sağlıklı insan davranışıdır. Hoşgörü sağlıklı insan hayatının, özüdür. Beşeri münasebetlerin temelidir.

Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikardır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür.

Eğitimli ya da eğitimsiz her insanda görülebilen bir eksikliktir, hoşgörüsüzlük. Peki bunun sebebi nedir ? Neden tarih boyunca Yüce Milletimizin hasletlerinden olmuş bir davranışı, bugün yeterince gösteremiyoruz. Bunun bir çok sebebi olabilir. Bunlardan kanaatimizce en önemlisi: insanın kendisi ile barışık olamamasıdır. İnsanımız, kendisine güvenmiyor, inanmıyor. Kendisini yeterince tanımıyor . En önemlisi kendisini sevmiyor, saygı duymuyor. Eğer insanın kendisine saygı ve sevgisi kalmamışsa, kendisi ile barışık olması da mümkün değildir.

Düşünün, en son ne zaman aynaya bakıp, kendinize gülümsediniz. Bu sabah kaç kişiye merhaba, günaydın ya da hayırlı sabahlar dediniz. Yoksa her gördüğünüz, tanıdığınız kişi için bu işte öyle biridir diye olumsuz mu düşündünüz ? Ayıbını mı aradınız ? Bu sabah trafikte içinizden kaç kişiye bir şeyler mırıldandınız . Kaç defa yardıma ihtiyacı olan insanları gördüğünüzde başınızı çevirdiniz . Okulda, sınıfta, sırada kaç kişiye kötü davrandınız. Arkadaşlarınızı, bencilliğinizden dolayı üzdünüz. Yönetici iseniz, idarenizdeki kaç insanı yeterince dinlemediğiniz için kırdınız. Yoksa siz sadece kendinizi mi düşünüyorsunuz ?

Hoşgörü bir vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü görmezlikten gelmek hiç değildir. Hoşgörü kendini bilmektir. Hoşgörü haddini bilmektir. Hoşgörü haddini bilerek sürdürülen hayat biçimidir. Hoşgörü bir anlayıştır, anlayışlı olmanın adıdır, sevginin yoludur. Hataları düzeltebilmedir. Yoksa bana ne lazımcılık değildir. Anlayışın kendisidir. Hoşgörü, çağın getirdiği sorunların, aç gözlülüğün, doyumsuzluluğun, sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin çaresi olabilecek bir anlayış tarzıdır, insanın özüdür.

Görülen odur ki bugün insanımız kendisi ile barışık değil. Her gün, haberlere baktığınızda olayların bir çoğunun sebebinin hoşgörüsüzlükten kaynaklanıp kaynaklanmadığını bir düşünün… İnsan kendisi ile barışık olamadığı zaman, toplumda kendisi barışık olamıyor. Sonra da herkes bir başkasını suçluyor. Çünkü en kolayı bu.

Hz. Mevlana: “ Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” Diyor ve ekliyor.

“Bakın ! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız !”

Hoşgörü ustası Hz.Mevlana, gibi Yunus Emre, Bektaş Veli, Karaca Sultan da insanları hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadolu’yu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdi. Ama bugün aynı Anadolu’da hoşgörü yerine daha çok hoşgörüsüzlük almış başını gidiyor.

Toplumda hoşgörüye dönüşün, hoşgörüyü davranışa dönüştürmenin yolu, hoşgörünün yayılması, insanın sevgiyi yaşamasına, kendisine saygı duymasına, kendisi ile barışık olmasına bağlıdır. Hoşgörünün bir hayat biçimine dönüştürülmesi gereklidir. Bunun için de, Hz. Mevlana ve diğer hoşgörü ustalarının peşinden daha fazla gitmek, onları daha fazla anlamaya çalışmak gereklidir.

Yazımızı hoşgörü ustalarının öğüdü ile bitirelim :

– “ Yıktığın varsa yapacaksın.
Ağlattığın varsa güldüreceksin.
Döktüğün varsa dolduracaksın.
Çıplakları giydirecek, açları doyuracak. Az halkı çok edeceksin. Ve en önemlisi :
Eline,diline, beline sahip olacaksın !”

Hoşgörülü olacaksın.