Cahit Zarifoğlu Sözleri

Bu sayfamızda; Cahit Zarifoğlu Sözleri yer almaktadır. Cahit Zarifoğlu sözlerini bu sayfamızda okuyabilir ve beğendiğiniz sözleri sosyal medyada arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.
Bu sayfamızda; Cahit Zarifoğlu Sözleri yer almaktadır. Cahit Zarifoğlu sözlerini sizler için hazırlamaya çalıştık. Cahit Zarifoğlu sözlerini bu sayfamızda okuyabilir ve beğendiğiniz sözleri sosyal medyada arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

CAHİT ZARİFOĞLU SÖZLERİ

Ve önemli olan ‘an’ dır. Onu; ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.

Kalbinizi yumuşatın, ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.

Ayrılıkla başım belada, gözlerini çevir gözlerime, yoksa ben sensiz bu sessizlikle… Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle…

Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.

İnsan gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi?

Filistin bir sınav kağıdı her mü’min kulun önünde de gerçeği yaz: hakikat şehitliğe koşmaktır de isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine.

Bu dünya soğuk. Rüzgar genelde ters yönden eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. güzel günler çabuk geçer.

O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar, bütün insanlık adına.

Nereye kadar kendinden kendinden kaçabilirsin? Ya bir daha geriye dönemezsem.

Gelin bir zaman kollayalım. Kalbimizle halleşelim. Görelim nasıl çıkarlar peşinde.

O yaz otuz iki yaş olmanın değil, daha erken bir yaşın, bir yaşamak’ı dengesindeyim.

Faaliyet içinde geçen gece ve gündüzlerimizin bizi bıraktığı anlarda kalbimizi eline geçiren ve henüz mahiyetini anlamadığımız melal mi?

Ve o zaman daha önce hiç bu kadar büyüğünü görmediğimi düşündüm: Yanlızlığın…

Takdir-i ilahi deyip teselli bulmuşlar. Elbet demişler gerekse bize bir yük taşıyan, Allah bir tane daha kısmet eder.

Vicdanen rahat olmamız yetmiyor. Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi…

İnsan da dahil eşyaya duyulan kelime sevgi kelimeyledir. Onunla başlar, “birden sevdim” deriz, ya da “çok seviyor” deriz, bakın kelimesiz anlayamıyoruz bu sevgiyi. Ve bu sevgi, kelimeleri hangi tertip içinde kullanırsak kullanalım, yüksekliği kelimenin yüksekliği kadardır. Ve “sevgi öldü”, “artık sevmiyor” dediğimizde, sevgi kelimeyle çeker gider.

Bense anahtarı yalnız bende bulunan bir odaya girer gibi okurum şiirimi. Onun hatıraları bendedir.

Şiir kendisi var. Bir raslantıyla değil, tersine bir özel irade ile çıkıyor yeryüzüne. Barajdaki su, kendine bırakılmış kanallardan akar. İnsan bütününün arkasında bekleyen şiirin aktığı kanallar değil mi şair? Şairler olmasaydı, şiir üzerimizden aşar, hayatı besliyemez, seliyle öldürürdü.

Küçücük oluşlarda, hemen yakınımızdaki selametlere koşacağımıza amansız gururumuza boyun eğip hazımsızlıklar içinde bir dolu ufak sıkıntının altında ufalandık durduk. Ve umutsuzluğun kapımızdan ayrılmaması için az mı çabaladık.

Bazılarına on parmak daktilo yazmayı öğrenin diyorum da burun kıvırıyorlar. Onlara araba sürmesini öğrenin dediğim zaman ise bir bisikletlerinin bile olmadığını ve fakirliklerini, ekmek helva parası bile bulamadıklarını düşünerek kahkahalarla gülüyorlar.

Oysa bir delikanlı vardı, dolmuşlarda gidip gelirken hayal kuracağına, şoförün el ve ayaklarını izleyerek ve bir iki kitap karıştırarak daha elini direksiyona sürmediği halde teorik olarak araba kullanmasını biliyordu ve zamanı gelince bir saat ders alarak ehliyet ve sonra da araba sahibi oldu. Çünkü istiyordu.. Bu, anlatmak istediğimin basit, adi bir örneği.

Rahmi hoca kürsüsünden bir defasında şöyle haykırıyordu: “Hocam çok ileri gidiyorsun, dikkat et, seni oradan oraya sürerler” diyorlar bana. “Söylesinler bakalım nereye sürecekler? Söyleyin nereye sürecekler? Allah’ın rahmetinin erişemeyeceği yer mi biliyorlar?”

Düşüncelerini bırakmadan kendini uçmak adlı bir hayatın üzerine yayarak uçuyor.

Demek ki dedi gerçek olmasa bile cesaret ölümü korkulacak olmaktan çıkarabiliyor.

Küçük bir serçe hiç bir zaman bir fil gibi ölemez. Zaten arzuları da hayalleri de vazgeçilmez şekilde irileşip içine çöreklenmemiştir.

Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde…

Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?

Televizyon bir şamardır. Hem de kendi hanemizde kendi elimizle sırtımıza inen büyük bir şamar.

Anladım ki kalbimi kendi gövdemde taşımıyorum, tersine onu ağır ağır ürperen suları üzerinde, dışardan düşmüş, nerdeyse bir felaketten arta kalmış, bir çöp parçası gibiyim. Dizlerim o yüzden titriyor ki, ben de su olmalıyım. Her şeyin bu sudan ibaret olduğu bir alemde neden çöp olarak kalayım. Ve anladım ki çaba gösterip ıslanmak gerek. Bize içinde o çöp eriyip görünmez olan su gerek.

İnsan gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi? On yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlıların ki kadar yürekleri dolu.

Ağustos böceklerinin de bir görevi var. Evet durmadan şarkılar söylüyorlar, ama azıksız kaldıkları yok. Yiyip içiyorlar ve hiç de karıncalarla çatışmıyorlar.

Her az konuşan öz konuşmuş olmayabilir, yanılmayın. Az konuşanları bir şey sanmayın sırf az konuştuğuna bakarak. Ya! Keramet bunlarda değil sizde olmalı. Bunu anlayacak olan sizsiniz. Hele konuşan sizseniz bilirsiniz az mı konuştuğunuzu çok mu konuştuğunuzu. Bazıları vardır ki az konuşurlar ama o bile çoktur.

Pencereden bakınca toprak ve ağaç görünmeli. Hava tertemizdir, yakınlarda sağlıklı bir dere akmaktadır. İnsan; tabiattaki insan ve eşya dengesine bakarak ve inanç içinde yastığa başını emniyetle koyar. Orada kader rahatsızlık vermez. Tabiata yakın olmakta kabusu dağıtıcı bir güç bulunuyor.

Sanki daha yakın, en yakın olabilme imkanı için vücudumuzun alacağı hiçbir şekil, sanki alnımızı koyacağımız bir alınlık temiz bir yeryüzü kalmamış.

Düşününce gördüm ki tabanından yere mıhlanmış gibi toprağa bağlılıktan oluyor bütün bunlar. Yeryüzünü yırta yırta adım atıyoruz.

Gökyüzüne bakmayanların kalbi, daha çabuk kirlenir.

Umudumuz, acımızdan daha büyük olmalı.

Bize, sözlerimizden çok, yüreğimizden anlayan gerek.

Eğer hayvanlar aralarında konuşuyorlarsa, kim bilir neler söylüyorlar insanoğlu için…


Şimdi yoksun üstelik uzaktasın ellerin yapayalnız biliyorum gözlerin dalıyor yine hep benim için olmalı.