Atilla İlhan Sözleri

Ben aşk nedir bilmem.
Eski kafalıyım.
Bir seni bilirim
Bir de adın geçince sıkışan kalbimi…
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı
“Döndüm arkamı sana, sen sırtımdan vurmayı seversin, yüzüm ağır gelmesin…”
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
Elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün
Eylül’den itibaren geceler hazindir uzundur.
BekIeme yapmayın! ‘Aşk’ını alan ‘acı’ya doğru ilerlesin.
Niye gün ortasında akşam oluyorum?
Gülümse; tozu gitsin yalnızlığımızın.
”…Sevdiği ben değilim, anlatamam…”
ıssız sarayların güngörmez prensiyim
yalnızlığımı belki bir aşk tamamlar
Sen benim hiçbir şeyimsin, yabancı bir şarkı gibi yarım, yağmurlu bir ağaç gibi ıslak, hiç kimse misin bilmem ki nesin?
Binlerce umuttan belki bir umuttum.
Onu neden sevdiğimi bir türlü anlamıyor.
Ağzı temmuz sıcağı, bakışları sonbahar.
unutma ki sevmek
yalnız kelâm değil, gerçek mânada bir faaliyettir
Ben birinin hiçbir şeyiyim, en çok da bu koyuyor.
Ortak tek bir fotoğrafımız bile yok.
Bugünlerde ben adsız bir özlemim,
Yağmur yemiş bir deniz gibiyim.
bütün kapılar kapandı dışarıdayım
birden karşıma çıkmayın korkuyorum
uykusuzum fena halde sokaktayım
karanlık bastırdı mı bozuluyorum
”Korkunun kulak gibi çınladığı bir hicran saatinde
tehditlerle dolu bir kış dolu dizgin yaklaşıyor
yağmurun soğuk kanatlarında
Sen rüzgarın getirdiği serseri bir şarkısın
Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim.
Tek kuruş kârım yoktu hayatımdaki varlığından; inan zararına seviyordum ben seni.
ümit diye ne kalmışsa kırılıyor dökülüyor
hem de nasıl çırpınarak
sevmek kalın bir tünel bir kere girildi
artık anlamı yok gecenin gündüzün
İşte rüzgar,işte sonbahar yıldızları
işte kalbim,işte şiirlerim
sen gelsen elini alnıma koysan
saçlarını öpsem
ağlasam…
”Yüzünde görünmez bir şiir yazılı”
İnanmakta geç sevmekte çabuktum.
Sevmek için geç, ölmek için erken
”…Eski gözlerinle gel…”
“Ben sana mecburum sen yoksun”
”…hava soğuk
sabah oluyor
uyanır uyanmaz
yanımda aradığım hangimiz
sen misin
yoksa ben miyim…”
nedir tren düdüklerinin çığlık çığlığa sorduğu
bir şehri terk ederken susmak bu kadar güç müdür
kadere dönüştüren nedir sıradan bir yolculuğu
yıldızlar damlıyordu parmak uçlarından
kısa kirpiklerine ne kızlar asılı
elektrik çıtırtısı yok gibi saçlarından
yüzünde görünmez bir şiir yazılı
seni kim çizebilir şubat yolcusu
bütün çizgileri bozuyorsun
Sana gelirken hep ellerim ceplerimde gelirdim,
Olur da aşkımın elleri üşümüştür,
Avuçlarımda ısıtırım diyerekten.
acı bir tütün gibi yakıyor genzimi
senden uzak olmak
akşamları dağdan sonbahar bulutları götürüyor
bedevi sonbahar bulutları alıp götürüyor
iki yorgun yaprak diye gözlerimi
karanlığı karşılamak
yaşamak oldum olasıya böyle zor
özgür olmadı mı insan yaşamıyor
haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
polis katilleri arıyordu
deli cafer ismail tayfur ve şaşı
üzerime yüklediler bu işi
sarhoştum kasımpaşa’daydım
vapuru onlar vurdu ben vurmadım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor.
Her sözü her bakışı tartışılan kızlar
Erkeklere sürek avı kadınlara korkuluk
Ah kızlar
Ulan kızlar
Ulan kızlar
Geceler uzar hazırlık sonbahara
Savaş henüz başlamamış eli kulağında
Herkes kimi öldüreceğini tasarlıyor.
ne kadar ölüme ilerlese yaşım
işe bak
o kadar çocukluğuma yakınım
“Bir ah ile bu alemi viran ederim ben…”
sen benim hiç bir şeyimsin
yabancı bir şarkı gibi yarım
Çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırap çektim.
Ne güzel bir yalansın sen, hep inandığım.
insan annesi ölünce anlar
içindeki çocuğun
hiç ölmeyeceğini
insan sonbaharda düşünür nedense ölümünü
ölüsünü sararmış yaprakların örttüğünü
“Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar. Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir.”
Bütün bir ömür varılamayacak o liman.
“Tek kuruşluk kârım yoktu hayatımdaki varlığından, inan zararına seviyordum ben seni.”
Ve büyük yalnızlığım var
Biliyorsun hani o
Rüzgarın gözüne karanlık bir yelken gibi açtığım
İçimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım
Yalnızlığım
Bazıları şiir sevmez; çünkü onların yaraları yoktur.
Yaraladıkları vardır….
Yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım.
“Acı bir tütün gibi yakıyor genzimi, senden uzak oImak.”
Sen gizli rüzgârları dinliyorum
bir yerde benden konuşuluyor
biliyorum
bu tezgâhı kurdumsa ben senin için kurdum
senin için dokuduğum basma ve pazen
denizin yeşilinden süzdüğüm balık
göğün mavisinden çaldığım kuş
senin için
felsefe okudumsa iktisat okudumsa geceyarıları
boğazım kurumuş içim bir kalabalık
sıcacık mısralar okudumsa yunus’dan
senin için okudum
geceyarılar
Kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
Ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım.