güzel atlar ülkesi kapadokya

İki yanardağ arasında kalmış bir düzlükte doğanın akıl almaz güzellikteki taşlarının görsel şöleni... Kaçışlar, mağaraların içine girilen, yerin yedi kat altına saklanan yaşamlar... Katpadukya yani güzel atlar ülkesi yani Urgup, Avanos ve Nevşehir arasında bir rüya...
İki defa gittik, ikisi de sonbahardı. Ağaçların turuncuya dönen yapraklarıyla mağara evlerin arasında yürüyerek kayalara tırmanarak doğanın güzelliklerini izledik.


Türkiye dünyanın en güzel ülkelerinden biridir. Bunu sadece biz söylemiyoruz, ülkemizi ziyaret eden yabancılar da bu toprakların tabiî güzelliklerine, kültürel öğelerine, sofra kültürüne hayran kalıyorlar. Bizler, içerisinde yaşadığımız halde bu güzellikleri göremiyoruz; görsek de farkına varamıyoruz. Oysa yabancılar değişik ülkeleri gördükleri için buraların güzelliklerini kıyaslama imkânına sahip oluyorlar. Bu yüzden onların kanaatleri bizleri için önemlidir. Ülkemiz hakkında olumlu ve olumsuz görüş bildiren turistlerin değerlendirmelerini dikkate almalıyız. Onlar bizim dünyadaki gönüllü turizm elçilerimizdir.

Ülkemizin her bölgesinde apayrı bir güzellik var. Hangi şehre giderseniz gidiniz orada bir güzellik ve müstesna bir özellik görebilirsiniz. Bunlar bizim zenginliklerimizdir. Bunları korumalı ve geleceğe taşımalıyız. Türkiye’nin tabiî oluşum açısından en güzel ve görülmeye değer yerlerinin başında Nevşehir ili sınırları içerisinde yer alan Kapadokya gelmektedir.

Kıymeti bilinmeyen ve yeterince tanıtılmayan turizm cennetlerinden birisidir Kapadokya…Çok net bir tarih verilemese de buradaki oluşumların altmış milyon yıllık bir geçmişi olduğu söylenir. Bu coğrafya her haliyle bir doğa harikasıdır. Kapadokya, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” demektir. Burası tarihî İpek Yolu’nun mühim kavşaklarından biridir. Fakat bugün söz konusu yol, atıl duruma düştüğü için önemini kaybetmiştir.

Kapadokya dünyanın ortak kültür miraslarının başında gelir. Halen UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Kapadokya, turizm işletmeciliği bakımından son derece önemli merkezlerimizden biridir. Bu güzel oluşumların çevresine mühim turizm yatırımları yapılmıştır. Bölge günümüzde turizm açısından büyük bir öneme sahiptir. Avanos, Ürgüp, Göreme, Akvadi, Uçhisar ve Ortahisar Kaleleri, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Çavuşin, Güllüdere Vadisi, Paşabağ, Zelve belli başlı görülmesi gereken yerlerdir. Kayalara oyulmuş geleneksel Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin bariz mimari özelliklerindendir.

Türkiye’ye gelip de Kapadokya’yı ziyaret etmeyen turist sayısı azdır. Bütün turistler bu büyülü coğrafyanın sırrına vakıf olmak için kilometreleri bir bir aşıyorlar. Fakat yerli turistler bu harikalar diyarına yeterince ilgi duymuyorlar. Çocuklarımız ve gençlerimiz daha çok, okullar tarafından düzenlenen yılsonu gezileriyle bu güzellikleri görebiliyor. Seyahat acenteleri okullar için gezi programları düzenleyerek iç turizme hareket kazandırıyorlar.

Kapadokya’da ve Nevşehir ilinde sağlam bir turizm altyapısı vardır. Bölgede çok sayıda kaliteli, seçkin otel bulunmaktadır. Bu otellerin çoğu yıldızlıdır. Burası için oteller cenneti desek fazla abartmış olmayız. Üstelik bu otellerin çoğu kendine özgü özgün bir yapıya sahiptir. Çoğu kaya içine oyularak ya da yöreye özgü tüf taşından yapılmıştır.

Nevşehir ve çevresinde mevcut yatak kapasitesi 20 bin, gelen yıllık yerli ve yabancı turist sayısı 1 milyon 800 bin civarındadır. Burada 5 adet müze, 13 ören yeri, 350 kilise ve 8’i açılmış, 200 civarında yeraltı şehri ve bir antik şehir bulunmaktadır. Bunlar da gösteriyor ki Nevşehir ve çevresi tabir caizse adeta bir açıkhava müzesi görünümündedir.

Bu topraklar pek çok değeri de kültür hayatımıza kazandırmıştır. Damat İbrahim Paşa, Refik Başaran, Ürgüplü Hayri Efendi, Hacı Bektaş Veli bunlardan bazılarıdır.

Nevşehir tarih boyunca nice medeniyetlere evsahipliği yapmıştır. Kayalar oyularak yapılan yerleşim yerleri ve ibadethaneler ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Başta Derinkuyu’daki yeraltı şehri olmak üzere, pek çok yeraltı şehri o dönemlerde risk ve tehdit altında yaşayan halklara güven vermiştir. İnsanlar buralara sığınarak canını emniyete almıştır. Zaten taşların yumuşak yapısı bu yeraltı şehirlerinin kolayca yapılmasını mümkün kılmıştır.

Bu topraklarda değişik inançlara sahip insanlar bir arada hoşgörüyle yaşamayı becermiştir. Haçla hilal yan yana durabilmiş, sevgi iksiri, dinler arası diyaloğu mümkün kılmıştır. Bu yönüyle bugünün savaşçı dünya liderlerine doğru mesajlar vermektedirler.